‘Genel’ Kategorisi için Arşiv

Hicri yılbaşı gecesi

Cumartesi, 17 Nisan 2010

Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, hicri [kameri] yılbaşı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.

İslamiyet;ten önce Araplar, Muharrem ayında savaşmak isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya koyarlar, sonraki aya da, Muharrem derlerdi. Böylece haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu.

(Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah;ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah;ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki, Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

Kıymet verilen dört aydan biri
Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb;le beraber Ku;an-ı kerimde kıymet verilen 4 aydan biridir. (Tevbe 36)

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma;dır.) [Deylemi]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]

(Nafile oruç tutacaksan, Muharrem ayında tut! Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün, tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, Ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Yılbaşı duası
Sual: Hicri yılbaşında hangi duayı okumalıdır?
CEVAP
Muharrem ayının ilk günü aşağıdaki duayı 3 defa okuyanın, gelecek Muharrem ayına kadar bütün belalardan emin olacağı, Aşûre Günü [Muharremin onuncu günü] 3 defa okuyanın ise, ölümden de emin olacağı; çünkü o sene öleceği takdir edilmiş olana, bu duayı okumak nasip olmayacağı bildirilmiştir.

Duanın Latin harfleriyle yazılışı şöyledir:
(Elhamdülillâhi Rabbil-âlemîn. Vassalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Allahümme entel-ebediyyü;l-kadîm, el-hayyül-kerîm, el-hannân, el-mennân. Ve hâzihî senetün cedîdetün. Es;elüke fîhe;l-ısmete mineşşeytânirracîm, vel avne alâ hâzihinnefsil-emmâreti bissûi vel-iştiğâle bimâ yukarribünî ileyke, yâ zel-celâli vel-ikrâm, birahmetike yâ erhamerrâhimîn. Ve sallallâhu ve selleme alâ seyyidinâ ve nebiyyinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve ehl-i beytihî ecmaîn.)

Doğum kontrolünde manyetik dönem

Salı, 13 Nisan 2010

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde geliştirilen rahim içi cihaz ürettiği manyetik alanla sperm ve yumurtaların bir araya gelmesini engelleyerek gebeliğin önünü kesiyor.

Turgut Özal Tıp Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Önder Çelik manyetik alan oluşturarak gebelik oluşumunu engelleyen ilk yerli malı rahim içi cihazı yaptıklarını ifade etti.

Laboratuvar ortamlarında ve hayvanlarda denenen cihazın başarılı olduğunu dile getiren Çelik gerekli faz çalışmalarının yapılmasının ardından kadınlarda kullanılabileceğini belirtti.

Çelik şu bilgiyi verdi:
“Bize hastaların bir kısmı çocuk sahibi olabilmek için gelirken; bir kısmı da fazla çocuk olmaması için müracaat ediyor. Günümüzde gebelikten korunmanın birçok modern ve kolay yolu var. Bunlardan biri de rahim içi cihaz dediğimiz halk arasında ‘spiral’ denilen cihazlardır. Bu cihazlar üzerinde genellikle bakır içermekle birlikte hormon içerenleri de mevcuttur. Gebeliği önlemede oldukça başarılı olan bu cihazları kullanan kadınlarda cihazlara rağmen rahim içi veya rahim dışı gebeliklerle karşılaşabiliyoruz. Özellikle dış gebelik gelişen hastalarda cerrahi müdahale gerekebiliyor. Biz buradan hareketle bir rahim içi cihaz dizaynı geliştirerek bu cihazın hiçbir şekilde gebeliğe müsaade etmemesi gerektiği düşüncesinden yola çıktık ve yaklaşık 4 yıllık çalışmamızı sonuçlandırdık.”

“SPERMİN HAREKET YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRİYOR”

Çalışmalarının “Eur J Contracept Reprod Health Care” dergisinde yayınlandığını belirten Çelik cihazı diğerlerinden ayıran özelliklerinin olduğunu kaydetti.

Doç. Dr. Önder Çelik şöyle devam etti:
“Yeni cihazımız bakırlı cihazın sahip olduğu her türlü özelliğe sahip. Ancak bu cihazı bakırlı cihazlardan ayıran en önemli özelliği manyetik alan üretmesi. Sperm ve yumurtanın bu manyetik alana takılarak bir araya gelmesinin engellenmesi ve gebelik oluşumunun bloke edilmesi önemli farklı özellik. Şu an henüz insanlarda kullanılmadı. İnsanlarda kullanılabilir hale gelmesi ve patent çalışmaları için birtakım faz çalışmalarından geçmesi gerekiyor. Dışı silikonla kaplı cihaz statik manyetik alan üretiyor. Sperm DNA’sı cihazın üretmiş olduğu manyetik alan tarafından etkilendiği için sperm hareket yönünü değiştiriyor. Tamamıyla yeni ve ilk kez bizim tarafımızdan dizayn edilmiş bir cihaz. Hayvanlarda kullandık. İnsan spermlerine karşı da etkisini laboratuvar ortamlarında deneyerek test ettik.”
Çelik rahim içi cihazın tek çubuk halinde veya T şeklinde olmak üzere iki türlü dizayn edildiğini sözlerine ekledi

Öcalan’ın yakalanması Nasıl olmuş

Cuma, 09 Nisan 2010

Öcalan’ın yakalanması için Bülent Ecevit’in Netenyahu’dan yardım istediği iddia edildi. 1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının CIA’in işi olduğu sanılırken, işin ardında MOSSAD Ecevit pazarlığı çıktı.

Uğur Koçbaş’ın haberi

1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanması için dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in İsrail lideri Benjamin Netanyahu’dan yardım istediği, Apo’nun Kenya’da, 6 kişilik MOSSAD timinin operasyonu ile yakalandığı ileri sürüldü.

İddiaya göre Kenya istihbaratı da Yunan elçiliğine MOSSAD ajanlarıyla düzenlenen APO baskınında yer aldı

Yıl 1999… Türkiye’nin dik duruşu ve savaş tehdidi sonuç vermiş ve PKK lideri Abdullah Öcalan yıllardan beri ikamet ettiği Suriye’deki Bekaa Vadisi’ni terk etmek zorunda kalmıştı.

Öcalan, İtalya’ya adım atar atmaz Türkiye ile İtalya arasında söz düellosu da başlamıştı… Ancak perde arkasında çok çarpıcı gelişmeler oluyordu.

İşte bu gelişmeleri Öcalan’ın yakayı ele verdiği Kenya’nın gizli servisi 11 yıl sonra ilk kez ülkenin prestijli gazetesi The Nation’a anlattı.

Adını vermeden gazeteye konuşan yetkilinin iddialarına göre Öcalan’ın yakalanışı Türkiye’nin talebiyle hayata geçen bir MOSSAD operasyonuydu. Kod adı da ’Uyanık’tı (Watchful).

Buna göre, Öcalan kendisine sığınacak bir ülke ararken dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit, İsrail’in o dönemdeki başbakanı Benjamin Netanyahu’yu arayarak “MOSSAD bize Öcalan’ı izlemek ve yakalamakta yardımcı olabilir mi?” sorusunu yöneltti.

Netanyahu teredüt etmeden olumlu yanıt verdi. Ancak Ecevit’e, “Bu işin içinde MOSSAD’ın olduğu hiçbir zaman bilinmeyecek.

Öcalan yakalandığı zaman bunun sadece Türk güçleri tarafından düzenlenen bir operasyon olduğunu açıklayacaksınız” talebini iletti.

Ecevit de bunu hemen kabul etti. Netanyahu telefonu kapatır kapatmaz MOSSAD’ın başındaki Efraim Halevy’yi aradı. Operasyon için 6 kişilik bir MOSSAD timi oluşturuldu.

Kadın ajan peşinde

MOSSAD tarafından operasyona “Uyanık” (Watchful) adı verildi. MOSSAD şefi timden sadece Öcalan’ı izlemelerini, kendilerine talimat verilmediği sürece hiçbir şey yapmamalarını istedi.

İlk takip Roma’da başladı. 2 teknik takipçi (yahalomin) ve bir kadın ajanın (bat leveyha) da bulunduğu ekip Öcalan’ın kaldığı apartmanın hemen yakınına izleme ve dinleme sistemi kurdu.

Vatikan yakınlarındaki bölgede amaç kadın MOSSAD ajanının Öcalan’a yaklaşmasını sağlamaktı, ancak Öcalan İtalya’yı terk edince bu plan suya düştü.

Öcalan İtalya’nın ardından gittiği İspanya, Fas, Tunus, Suriye ve Portekiz’de hep MOSSAD ajanlarının takibindeydi. Tüm sığınma başvuruları reddediliyordu.

Sonunda bir Hollandalı istihbaratçı Amsterdam’daki MOSSAD şefine “Öcalan KLM uçağıyla Nairobi’ye gidiyor” bilgisini verdi. MOSSAD timi hemen Kenya’ya uçmak için hazırlıklara başladı.

5 Şubat 1999’da “Tetikte” timi Kenya’ya indi. MOSSAD ve Kenya istihbaratı çok iyi ilişkiler içindeydi hatta MOSSAD’ın Kenya’da güvenli evlere sahip olmasına dahi izin veriliyordu.

MOSSAD, CIA’nın da yardımıyla Öcalan’ın Yunanistan elçiliğinde saklandığını tespit etti ve hemen elçilik dinleme altına alındı. Öcalan’ın yaptığı tüm görüşmeler sokağın karşısında kamp kuran MOSSAD ajanları tarafından dinleniyordu.

Ve sonunda Halevy’den beklenen emir geldi: Öcalan’ı ilk fırsatta yakalayın! Bunun yöntemi olarak da Öcalan’ın koruma ekibine sızma gösterildi. Öcalan nasıl olduysa yanında silahlı korumalar ve bir makineli tüfekle Kenya’ya giriş yapmayı başarmıştı.

MOSSAD, Öcalan’ın korumalarından birini gözüne kestirdi ve koruma Norfolk Oteli’nde içki içerken muhteşem bir Kürtçe konuşan MOSSAD ajanlarından biri yanına yaklaşarak dostluğunu kazandı.

Öcalan’ın başvurularının reddedilmesi nedeniyle çok sinirli olduğunu öğrendi. Güney Afrika’nın da başvurusunu reddetmesinin ardından umutsuzluğa kapıldığını anlattı.

KENYA’DA EN ETKİLİ GAZETE

Haberin yayınlandığı Nation gazetesi Kenya’da 205 bin tirajıyla ülkenin en etkili ve ciddi gazetesi olarak kabul ediliyor. Gazete ayrıca Doğu Afrika’nın en büyük ve bağımsız yayın organı olarak tanınıyor. 1960 yılından bu yana İngilizce olarak yayınlanan gazete en yakın rakibine de 3 kat fark atmış durumda.

‘Lazaros Mavros’ pasaportuyla yakalandı

Türkiye’nin baskıları sonucu Suriye’den çıkmak zorunda kalan Öcalan, önce Rusya’ya, oradan İtalya’ya geçti.

İtalyan Hükümeti tarafından da ülkeden çıkarılınca Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliği’nde saklanan Öcalan 16 Şubat 1999 tarihinde Bordo Bereliler tarafından uçakla Kenya’dan Türkiye’ye getirildi.

Öcalan’ın üzerinden Lazaros Mavros adına düzenlenmiş bir Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu çıktı.

MOSSAD lideri itiraf etmişti

MOSSAD’In o dönemdeki başkanı Efraim Halevy, emekli olmasının ardından yazdığı kitapta Öcalan’ın yakalanmasının bir MOSSAD operasyonu olduğunu ileri sürmüş, ancak Netanyahu’dan aldığı direkt emir nedeniyle tüm MOSSAD ajanlarına yönelik hazırladığı mesajda “Öcalan’ın yakalanmasıyla teşkilatımızın hiçbir alakası olmamıştır” ifadesini kullandığını itiraf etmişti.

Bu mesajı yazma kararını Halevy kitabında şöyle anlatıyor: “Türk basınında çıkan haberlerin asılsız olduğu gerçeğinin hızla değişen durum içerisinde önemsiz olduğunun farkındaydım.

Avrupa’daki Kürtlerin söylenenlerin gerçekten de doğru olduğuna inanmayı sürdürmeleri durumunda Avrupa topraklarında, uğratıldığına inandığı büyük ihanetin intikamını almaya çalışmakla kalmayıp, zor görevlerimizi daha da tehlikeli hale getirecek bir düşmanla karşı karşıya geleceğimizden endişeleniyordum.

Bu şartlar altında Kürtler’e, liderlerinin yakalanmasıyla Mossad’ın uzaktan yakından alakası olmadığına dair açık ve net bir sinyal göndermek şart olmuştu.”

Öcalan’ı CIA paketledi diye biliyorduk

* Öcalan Ekim 1998’de, yaklaşık 20 yıldan beri yaşadığı Suriye’den sınırdışı edilmiş; Atina, Moskova, Roma, St. Petersburg, Minsk ve Korfu Adası arasında mekik dokumuştu. Sonunda 1999 yılının Şubat başında izini kaybettirmişti. Bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye tüm siyasi, güvenlik ve diplomasi birimleriyle alarma geçmiş; ABD, İsrail ve pek çok Avrupa ülkesi gizli servisleri de terör örgütü yöneticisini izlemeye almıştı.

* 4 Şubat 1999’da CIA’nın Türkiye’deki İstasyon Şefi, MİT Müsteşarı’nı ziyaret ederek, “İsterseniz, Öcalan’ı size teslim edebiliriz” dedi.

* Aynı gece ani bir toplantı yapan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, PKK terör örgütünün yöneticisi Abdullah Öcalan’ı, bulunduğu bir Afrika ülkesinden Türkiye’ye getirme kararına imza attı.

* Kenya’dan Türkiye’ye direkt uçacak menzilde bir uçak gerekliydi. Koşullara en uygun olanı bir Falcon’du. Türkiye’deki Falcon’lar arasında en uygunu da eski bakan ve işadamı Cavit Cağlar’ınkiydi. Atasagun, Çağlar’ı bizzat arayarak gideceği bir görev için uçak gerektiğini, MİT’in uçağının arızalı olduğunu söyledi; Falcon’un kira bedeli 200 bin dolar hemen ödenecekti.

* ABD’nin 4 Şubat’taki teklifinin üstünden birkaç gün geçmeden, işadamı heyeti görünümündeki operasyon ekibi Kenya’nın komşusu Uganda’nın başkenti Kampala’ya giderek, Entebbe havaalanında beklemeye başladı.

* Ekibin beklediği haber, 15 Şubat sabahı geldi. Falcon, Kenya’ya geçerek Nairobi havaalanında gözlerden uzak bir köşeye park etti. Türk ekibi uçaktan dışarı çıkmayacaktı. Bekleyiş başladı.

* Yunan Büyükelçisi, Öcalan’a havaalanında bir uçak beklediğini ve Hollanda ya da başka bir Avrupa ülkesine gidebileceğini söyledi. Öcalan havaalanına gitmeyi kabul edince, üç ciple konuttan çıktılar.

* Uçağın kapısında sarışın, açık renk gözlü, Avrupalı diplomat görünümlü bir kişi güler yüzle Öcalan’ı karşıladı. Uçağa bindi. Kapı kapanınca da, o meşhur “Memleketine hoş geldin” sözüyle yolculuk başladı. Kenya Dışişleri, daha sonra Öcalan’ın ülkeden ayrılış tarihini 15 Şubat 1999, saat 19.30 olarak açıkladı.

* Öcalan’ı taşıyan Falcon, 16 Şubat sabahı saat 03.00 gibi Akdeniz üzerinden Türk hava sahasına girdi.

Kenya lideri Moi onayladı

Birkaç gün sonra MOSSAD ajanı güvenini kazandığı korumaya, “Öcalan’ın hayatı tehlikede hemen elçiliği terk etmesi gerek. Onu Kuzey Irak’taki dağlık bölgeye kaçıracağız” mesajını iletti.

Koruma da bunu Öcalan’a aktardı. Öcalan zaten dinlenen telefon konuşmalarında Kuzey Irak’a gitmek istediğini iletmişti. MOSSAD da bunu duyar duymaz operasyon için düğmeye basmıştı.

14 Şubat 1999’da Falcon 900 model bir jet Wilson Havalimanı’na indi. Pilot Kenya’dan bir iş adamı heyetini alacağını bildirdi. Ancak uçak Öcalan için inmişti.

Daha önce açıklandığı gibi Öcalan Yunan elçiliğinden kendi isteğiyle ayrılmadı. Kenya ve İsrail ajanları elçinin resmi konutunu kuşatma altına aldılar.

Öcalan’ın çantasını topladığını biliyorlardı. Kenya istihbarat kaynaklarının Nation gazetesine verdiği bilgiye göre Öcalan’ın evden çıkması beklenmedi.

Ajanlar eve baskın düzenledi ve Öcalan’ı kıskıvrak yakaladı. Öcalan’ın gözleri bağlandı. Hemen parmak izi örnekleri alındı ve Tel Aviv ile Ankara’ya fakslandı.

Kenya Dışişleri Bakanı Bonaya Godana operasyona şiddetle karşı çıkmıştı ancak Kenya Devlet Başkanı Moi tarafından bu görüşü dikkate alınmadı ve Kenya-İsrail ajanları tarafından düzenlenen ortak operasyona Kenya yönetiminden de yeşil ışık bu şekilde yakıldı.

Ve ardından uçağa bindirilen Öcalan Türkiye’ye getirildi. Ecevit, verdiği sözü tuttu ve MOSSAD’ın operasyonda rol oynadığını hiçbir zaman doğrulamadı.

Hilafet İstanbul’dan ayağa kalkacak!

Cuma, 09 Nisan 2010

İstanbul’da bulunan Güney Afrika el-Aksa Cemiyeti Başkanı İbrahim Gabriels ile yapılan röportajdaki önemli açıklamaları sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Hilafet İstanbul’dan düştü, yine buradan ayağa kalkacak” diyen İbrahim Gabriels, Kudüs özgürleşene kadar her perşembe oruç tutacaklarını söyledi.

Güney Afrika Müslümanları yüzde 2’lik nüfuslarına rağmen oldukça bilinçli İslâmi hareketlere sahipler. El-Aksa Cemiyeti bu hareketlerin en önemlilerinden bir tanesi. Cape Town şehrinde yaşadığım dönemde bu cemiyetin birçok faaliyetine katıldım. Dünyanın birçok bölgesinde, Kudüs için yapılan herhangi bir programdan farklı olmayan etkinlikler, Filistin hassasiyetlerini dışa vuruyordu. Ülke yönetimi ve medyası ile iyi ilişkileri olan cemiyetin genel başkanı da gerçekten çok değerli bir isim. Güney Afrika el-Aksa Cemiyeti Başkanı İbrahim Gabriels ile İHH’nın düzenlediği Kudüs Sempozyumu öncesinde görüştük. Gabriels, Cennetmekan Sultan Abdulhamid Han’ın Filistin duruşundan, Hilafet’in düştüğü yer olan İstanbul’dan kalkması gerektiğine kadar birçok net mesajı bizimle paylaştı. Buyurun;

- Peki, Güney Afrika Müslümanları Mescid-i Aksa’nın korunması ve Siyonist politikalara karşı nasıl baskı oluşturabilir? Ben bir süre Cape Town’da kaldım, biliyorum ki ülkenizin Müslümanları bu konuda oldukça bilinçliler.

- Gerçekten de Güney Afrika, Filistin meselesi konusunda önemli ve etkili rolü olan bir ülkedir. Güney Afrikalılar da 46 yıl boyunca ayrımcılık zulmü ve Beyaz Güney Afrikalıların Apartheid rejimi nedeniyle ıstırap çekmişti. Bu nedenle Güney Afrikalılar Filistin halkının çektiklerini kendilerine yakın buluyorlar.

- Güney Afrikalı Müslümanlar nüfusa oranla çok çok az bir nüfusa sahipler fakat etkinlikleri oldukça fazla…

- Evet. Güney Afrika hükümeti tarafından Filistin’e verilen destek, bazı Arap ülkelerininki de dâhil olmak üzere dünyadaki diğer pek çok hükümetin verdiği desteği bir hayli gölgede bırakmaktadır.

islami sohbet odaları

Cuma, 09 Nisan 2010

İslamı sohbet odalarımıza hoş geldiniz. Sohbet odalarımızda keyifli ve hoş vakit geçirmenizi umarız.

Sohbet odalarımızda seviyeli sohbet etmek için, lütfen sohbet kurallarımızı okuyunuz.

Sohbet odalarımızda küfür flood ve benzeri sohbet odalarımıza yakışmayan davranışları yapmayınız.


Hak Dostu islami toplist hit